Yozgat Şehir Hastanemiz Üroloji hekimi Op. Dr. Fatih Kocamanoğlu 15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık günü ile ilgili açıklamalarda bulundu. Dr. Kocamanoğlu açıklamasında şunları söyledi :
“Prostat, erkek üreme sisteminin bir parçası olan ve mesanenin hemen altında, idrar kanalını çevreleyecek şekilde yerleşen bir salgı bezidir. Prostat kanseri, prostat bezindeki hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişir. Hastalık yalnızca prostatla sınırlı kalabileceği gibi ilerleyen dönemlerde lenf bezleri, kemikler ve diğer organlara da yayılabilir.
Prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen kanserlerden biridir. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyon erkeğe prostat kanseri tanısı konulmaktadır. Yaş, hastalığın gelişimindeki en önemli risk faktörlerinden biridir ve prostat kanseri özellikle 50 yaşından sonra daha sık görülmektedir.
Yaşın yanı sıra aile öyküsü ve genetik faktörler de önemlidir. Özellikle baba veya erkek kardeş gibi yakın akrabalarında genç yaşta prostat kanseri bulunan erkeklerde risk artmaktadır. BRCA2 gibi bazı kalıtsal gen değişikliklerini taşıyan erkeklerde de prostat kanseri daha erken yaşta ortaya çıkabilmekte ve daha agresif seyredebilmektedir.
Prostat kanseri belirti vermeden ilerleyebilir
Prostat kanserinin önemli özelliklerinden biri, erken evrelerde çoğunlukla herhangi bir belirti vermemesidir. Bu nedenle kişinin hiçbir şikâyetinin olmaması, prostat kanseri bulunmadığı anlamına gelmez.
İleri evre veya organa sınırlı hastalıkta idrar yapmada güçlük, idrar akımında zayıflama, idrarda veya menide kan görülmesi gibi yakınmalar ortaya çıkabilir. Hastalığın kemiklere yayıldığı ileri evrelerde ise özellikle bel, sırt veya kemik ağrıları görülebilir.
Ancak idrar yapma şikâyetlerinin büyük bölümünün iyi huylu prostat büyümesi gibi kanser dışı nedenlerden kaynaklanabileceği de unutulmamalıdır.
Prostat kanseri nasıl araştırılır?
Prostat kanserinin erken tanısında en önemli testlerden biri kanda bakılan PSA (Prostat Spesifik Antijen) düzeyidir. PSA yalnızca prostat kanserinde yükselen bir değer değildir; iyi huylu prostat büyümesi ve prostat enfeksiyonları gibi durumlarda da yükselebilir. Bu nedenle tek başına yüksek PSA değeri prostat kanseri tanısını koydurmaz.
PSA değerlendirmesine gerektiğinde parmakla rektal prostat muayenesi eşlik eder. Günümüzde prostat kanseri şüphesinde önemli gelişmelerden biri de multiparametrik prostat MR (mpMRI) incelemesidir. MR sayesinde prostat içerisindeki şüpheli alanlar belirlenebilmekte, gereksiz biyopsilerin bir kısmından kaçınılabilmekte ve biyopsi gereken hastalarda şüpheli bölgelerden hedefe yönelik örnekleme yapılabilmektedir.
Kesin prostat kanseri tanısı ise prostat biyopsisiyle alınan dokuların patolojik olarak incelenmesi sonucunda konulmaktadır.
PSA testi ne zaman yapılmalı?
Günümüzde bütün erkeklere aynı yaşta ve aynı sıklıkta PSA testi yapılması yerine, kişinin risk faktörlerine göre belirlenen bireyselleştirilmiş ve risk-adapte bir erken tanı yaklaşımı önerilmektedir.
Avrupa Üroloji Derneği'nin (EAU) 2026 yılı prostat kanseri kılavuzuna göre, yeterli yaşam beklentisine sahip ve testin olası yararları ile sonuçları konusunda bilgilendirilmiş erkeklerde PSA ile erken değerlendirmeye;
• Genel olarak 50 yaşından itibaren,
• Ailesinde 60 yaşından önce prostat kanseri tanısı alan bir yakını bulunan erkeklerde 45 yaşından itibaren,
• Afrika kökenli erkeklerde 45 yaşından itibaren,
• BRCA2 gen mutasyonu taşıyan erkeklerde ise 40 yaşından itibaren
başlanması önerilmektedir.
İlk ölçülen PSA değeri, sonraki takiplerin ne sıklıkta yapılacağının belirlenmesinde de önem taşımaktadır. Örneğin 40 yaşında PSA değeri 1 ng/mL'nin, 60 yaşında ise 2 ng/mL'nin üzerinde olan erkeklerde daha yakın takip düşünülebilirken, düşük riskli kişilerde kontrol aralıkları daha uzun tutulabilir.
Bununla birlikte yalnızca yaş değil, kişinin genel sağlık durumu ve beklenen yaşam süresi de dikkate alınmalıdır. Güncel kılavuzlar, yaşam beklentisi 15 yıldan kısa olan ve prostat kanserine ait herhangi bir belirti veya bulgusu bulunmayan erkeklerde rutin erken tanı girişimlerinin çoğunlukla yarar sağlamayacağını belirtmektedir.
Her PSA yüksekliği “biyopsi” anlamına gelmez
Prostat kanseri tanısındaki en önemli değişikliklerden biri de budur. Günümüzde yüksek bir PSA değeri görüldüğünde hastayı doğrudan biyopsiye yönlendirmek yerine daha seçici bir yaklaşım benimsenmektedir.
Özellikle herhangi bir şikâyeti olmayan ve PSA değeri 3–10 ng/mL arasında bulunan erkeklerde, ileri incelemeye geçmeden önce PSA testinin tekrar edilmesi önerilmektedir. PSA yüksekliği devam ediyorsa prostat MR'ı, PSA yoğunluğu, kişinin yaşı, aile öyküsü ve diğer risk faktörleri birlikte değerlendirilerek biyopsi gerekip gerekmediğine karar verilir.
Bu yaklaşımın amacı, tedavi gerektirmeyecek kadar önemsiz prostat kanserlerinin gereksiz yere saptanmasını ve gereksiz biyopsileri azaltırken, klinik olarak önemli prostat kanserlerini erken dönemde yakalayabilmektir.
Erken tanı için şikâyet oluşmasını beklemeyin
Prostat kanseri erken evrede yakalandığında tedavi seçenekleri ve hastalığın kontrol altına alınma olasılığı oldukça yüksektir. Ancak erken evrede çoğunlukla belirti vermediği için yalnızca şikâyetlerin ortaya çıkmasını beklemek doğru değildir.
Özellikle 50 yaşını geçen erkeklerin ve ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunan kişilerin, kendi risk durumlarını bir üroloji uzmanıyla görüşmeleri ve uygun zamanda PSA değerlendirmesi yaptırmaları önemlidir.
Unutulmamalıdır ki amaç mümkün olduğunca fazla prostat kanseri saptamak değil; tedavi gerektirebilecek, klinik olarak önemli prostat kanserini doğru kişide ve doğru zamanda tespit etmektir.”